Ramazan akşamı…
Her zamanki gibi iftara dakikalar kala fırının yolunu tuttum. Sıra uzun, hava soğuk, sabır kısa… Ama Erzurum’da sıra demek sadece beklemek değildir; sıra demek muhabbettir, dertleşmektir, şehir üzerine söz söylemektir.
Konu nasıl açıldı bilmiyorum ama bir anda mesele siyasete geldi. Bir vatandaş, “Şehrin vekil sayısı düştü ya…” dedi. İçlerinden yaşça büyük, belli ki siyasi tecrübesi olan bir ağabey söze girdi:
“Zaten beş değil miydi?”
Bir başkası itiraz etti:
“Olur mu, altıydı!”
Ve sohbet tam orada derinleşti.
Aslında mesele matematik değildi. Mesele tabeladaki rakam değildi. Mesele temsil meselesiydi.
Sohbette bir isim üzerinden ciddi eleştiriler yükseldi. Vatandaşın ortak kanaati şuydu: “Fatma Öncü Sahada yok… Kahvede yok… Garibanın yanında yok… Şehrin içinde yok…”
Bir diğeri hemen araya girdi:
“Yapma o kadar da değil. Sayın Vekil Fatma Öncü lüks açılışlarda var. Salon toplantılarında var. Bürokratik yemeklerde var. Elit organizasyonlarda var.”
O an verilen cevap, aslında akşamın en çarpıcı cümlesiydi:
“Evet, vitrinde var… Ama milletin yanında yok. Varlığıyla yokluğu arasında fark yok ki…”
İşte o cümle, fırın kuyruğundaki sohbeti bir manşete dönüştürdü.
Vitrin Siyaseti mi, Gönül Siyaseti mi?
Bir şehir milletvekilini nerede görmek ister?
- Açılış kurdelesinde mi?
- Protokol masasının en önünde mi?
- Şatafatlı salonlarda mı?
- Yoksa çamurlu bir köy yolunda mı?
- Bir esnafın derdini dinlerken mi?
- Basının sorularına açık, şeffaf bir şekilde cevap verirken mi?
Fatma Öncü hanım kamuoyunun karşısına çıkmaktan imtina eden, basın mensuplarının ulaşamadığı, her gelişini “günü birlik” olarak geçiştiren bir siyasetçinin şehirle kurduğu bağ ne kadar sahici olabilir?
“Yoğunum, yorgunum, vaktim yok…” cümlesi, temsil makamında olan biri için mazeret midir, yoksa mesafe midir?
Bir milletvekili sadece açılışlara katılarak mı görevini yapmış olur?
Yoksa halkın nabzını tutmadığı sürece eksik mi kalır?
Erzurum’un Asıl Sorusu
Erzurum’un nüfusu yıllardır geriliyor. Genç göçü sürüyor. İşsizlik konuşuluyor. Yatırım ihtiyacı ortada. Tarım, hayvancılık, sanayi başlıkları hâlâ çözüm bekliyor.
Böylesi bir tabloda şehir şunu soruyor:
“Bizi Ankara’da gerçekten kim temsil ediyor?”
Temsil sadece Meclis kürsüsünde yapılan konuşma değildir.
Temsil; şehrin sokaklarında görünmektir.
Temsil; eleştiriye açık olmaktır.
Temsil; basının sorularından kaçmamaktır.
Temsil; zor günlerde ortada olmaktır.
Eğer bir vekil kamuoyunun karşısına çıkmıyorsa, şehrin gündeminden uzaksa, halkın temas alanında değilse, vatandaşın zihninde o koltuk fiilen boşalmaya başlar.
Ve işte o noktada insanlar matematik yapmaz; hisle konuşur.
“Altı değil, beş…”
Sayı mı Düştü, Güven mi?
Resmî kayıtlara göre Erzurum’un milletvekili sayısı bellidir.
Ama halkın gönlündeki sayı başka bir şeydir.
Bir şehir, temsilcisini sahada görmüyorsa;
Soru soramıyorsa;
Cevap alamıyorsa;
Şehrin meseleleri yüksek sesle savunulmuyorsa;
O şehir kendi içinde şu kararı verir:
“Biz eksik temsil ediliyoruz.”
Bu bir siyasi polemik değil.
Bu bir algı meselesi de değil.
Bu, sokaktaki vatandaşın kanaati.
Ve siyaset açısından en tehlikeli şey, rakibin eleştirisi değil; vatandaşın umudu kesmesidir.
Son Söz
O akşam pide sırası geldi, pideler alındı, herkes evine dağıldı. Ama geriye bir cümle kaldı:
“Vitrinde var… Ama milletin yanında yok.”Yani yoklukta Öncü Vekil
Belki ağır bir eleştiri.
Belki haksız bulanlar da vardır.
Ama şurası kesin:
Bir milletvekili için en büyük risk, eleştirilmek değil; yok sayılmaktır.
Erzurum’un ihtiyacı vitrin siyaseti değil, gönül siyasetidir.
Protokol fotoğrafları değil, sahici temaslardır.
Günü birlik ziyaretler değil, kalıcı izlerdir.
Çünkü bu şehir sayıları değil, samimiyeti hesap eder.
Ve eğer bir şehir temsilcisini arıyorsa…
Orada gerçekten bir eksiklik vardır.
