“Değer Bilmek, Gideni Anmak Değil; Yanındayken Görmektir”

Her şehrin bir karakteri vardır.
Kimisinin suyu, kimisinin taşı, kimisinin toprağı konuşur.
Ama Erzurum’un mayasında ilim, irfan, yiğitlik ve vakur bir suskunluk vardır.
Ne var ki, ne yazık ki bu suskunluk bazen vefasızlığa, bazen de duyarsızlığa dönüşüyor.
Ve işte tam burada, bir şehir kendi değerlerini kendi elleriyle sessizce uğurlamaya başlıyor…

Erzurum; tarih boyunca nice münevver, nice sanatkâr, nice âlim, komutan, bilim insanı ve gönül eri yetiştirdi.
Bu topraklardan çıkanlar sadece ülkemize değil, dünyaya yön verdi.
Ama bir şey var ki, ne zaman kendi içimizden bir yıldız yükselse, o ışığı kıskandık.
Ne zaman birisi konuşsa, onu susturmaya çalıştık.
Ne zaman biri yükseğe çıksa, altındaki merdiveni çektik.

Hayattayken yok saydıklarımızın ardından öyle methiyeler düzüyoruz ki, insan hayret ediyor.
“Çok büyük bir değerdi, çok kıymetli bir insandı…”
Evet ama ne zaman?
Ancak vefat ettiğinde…
Ancak adı bir sokak tabelasına yazıldığında…
Ancak resmini çerçeveletip duvara astığımızda…

Peki sağken neredeydik biz?

Yanı başımızdaki değeri göremedik, görmek istemedik.
Alkışlayacakken sustuk.
Destekleyecekken köstek olduk.
Birbirimizin yükselişinden rahatsız olduk.
Ve en kötüsü; bu tutumu neredeyse karakterimiz sandık.

Çekememezlik, kıskançlık, gıybet, enaniyet…
İnsanı değil, toplumları çökerten sinsi duygulardır bunlar.
Ve ne acıdır ki, biz bu duygulara teslim oldukça;
Erzurum gibi bir kültür şehri bile kendi evlatlarına vefa gösteremez hâle geliyor.

Oysa bir insanın kıymeti, mezar taşına yazılan cümlelerle ölçülmez.
Kıymet, yaşarken gösterilen ilgiyle, verilen destekle, omuz omuza yürümekle ölçülür.
Bir başarıyı paylaşmak, bir güzelliği takdir etmek bizi küçültmez, tam aksine büyütür.
Ama biz bu büyüklüğü unuttuk.
Küçük hesapların, içten içe yürüyen hasetlerin esiri olduk.

Erzurum’un soğuğu meşhurdur derler.
Ama bir de insanımızın içindeki soğukluk var:
Gönül soğukluğu, takdir etmeye üşenen bir dil, değer vermeye yanaşmayan bir bakış…

Unutmayalım, bir gün bu şehir kendi değerlerine sahip çıkmadığı için sadece insan değil, itibar da kaybedecek.
Ve geriye sadece pişmanlık kalacak.
Tabelalara, park isimlerine, arşivlerdeki belgelere sıkıştırılmış bir vefa hikâyesi…
Ama hepsi geç kalınmış olacak.

📌 Son sözüm şudur:
Değer, gidince değil; yanındayken verilir.
Ölünün ardından övgüyle konuşmak kolaydır.
Ama yaşayanın yüreğine dokunmak, işte o yürek ister.

Erzurum’un vakur duruşuna yakışan, susarak unutmak değil; sahip çıkarak yaşatmaktır.
Bugün göz ardı ettiğimiz bir evladımız, yarın bu şehre küsüp gittiğinde, ardında sadece boşluk kalır.
Ve boşluk, adına ne kadar methiye yazsan da dolmaz.