Türkiye Yazarlar Birliği, 1978 yılında D. Mehmet Doğan öncülüğünde, bir grup yazar ve fikir insanı tarafından Ankara’da kuruldu. Bir ideali vardı, bir misyonu vardı; hepsinden önemlisi ise bir duruşu vardı.
Allah rahmet eylesin. Merhum Mehmet Doğan Hocamın çok iyiliğini gördüm, sohbetlerinden feyiz aldım. Kendisiyle ilk kez 1994 yılında Ankara’da tanışmıştım. Ardından 2002 yılında bana öyle bir iyilik yapmıştı ki bunu kelimelerle anlatmam mümkün değil. O mübarek duruşuyla, tüm riskleri göze alarak dava erlerine sahip çıkan, onların yanında duran ve gerektiğinde bedel ödemeyi göze alan bir insandı.
Bugün geriye dönüp baktığımda ister istemez düşünüyorum.
Bir tarafta Mehmet Doğan Hoca’nın temsil ettiği anlayış var; diğer tarafta ise onun ardından gelenler ya da onun yol arkadaşları olduklarını söyleyenler…
Çeşitli programlar düzenleyen, sağa sola torpille plaket dağıtan, televizyon ekranlarında yer alabilmek için çaba harcayan, ödülleri görünür olmanın bir aracına dönüştüren bir anlayış…
Şimdi soruyorum: Siz gerçekten bu musunuz? Sayın Mehmet Doğan Hoca’nın idealleri bunlar mıydı?
Sırf TRT Haber’e çıkabilmek, TRT’nin gözüne girebilmek ya da ekranlarda daha fazla yer bulabilmek amacıyla TRT Erzurum Radyosu’na plaket vermek neyi ifade ediyor? Peki, Erzurum’da yayın yapan kaç radyo olduğunu biliyor musunuz? Bu radyoları hiç dinlediniz mi?
Gerçi bugün birçok sivil toplum kuruluşu da, neden ödül verdiğini sorgulamadan, yalnızca TRT Haber’de yer alabilmek için TRT’ye ödül veriyor.
Bir kurumu ya da bir yayın kuruluşunu, size kapı açacağı düşüncesiyle ödüllendirmek hangi ilkeye, hangi fikrî duruşa sığar?
Bir zamanlar güce karşı hakikatin yanında duran bir anlayış vardı. Bugün ise güce yakın durmanın, onun dikkatini çekmenin ve gözüne girebilmenin hesaplarının yapıldığı izlenimi doğuyor.
Kaçı kaç kuruş?
Ödül dediğiniz şey hak edene verilir; görünür olmak için değil. Plaket, samimiyetin ve takdirin bir nişanesidir; bir ekranın kapısını aralamak için kullanılan bir anahtar değildir.
Ben merhum Mehmet Doğan Hoca’yı tanıdım. Onun dava adamlarına nasıl sahip çıktığını gördüm. Makamlara değil, insanlara değer verdiğine bizzat şahit oldum.
Bugün ise ister istemez dönüp şu soruyu soruyorum:
Türkiye Yazarlar Birliği gerçekten Mehmet Doğan’ın bıraktığı mirası mı temsil ediyor, yoksa zamanla güce yakın durmayı ilkelere tercih eden bambaşka bir yapıya mı dönüştü?
Bu sorunun cevabını en başta o kurumun yöneticileri, mensupları ve Mehmet Doğan Hoca’nın adını dillerinden düşürmeyenler vermelidir.
