Bir zamanlar adına “sanal medya” deniyordu. Çünkü insan biliyordu ki orası gerçek hayat değil; vitrin, kurgu ve maskeler dünyasıydı. Sonra ne olduysa birileri çıktı, adına “sosyal medya” dedi. Sanki toplumun vicdanını, ahlakını ve samimiyetini taşıyan bir mecra olmuş gibi…
Oysa bugün baktığımız yerde gördüğümüz şey; ağır bir kimlik bunalımıdır.
Normal hayatta Ahmet olan, Mehmet olan, Ayşe olan, Fatma olan insanlar; dijital dünyada bambaşka bir karaktere dönüşüyor. Gerçek hayatta selam vermeyi bilmeyenler, internette “halk adamı” kesiliyor. İnsan içine karışmayanlar, kameraya oynuyor. Samimiyetini kaybetmiş milyonlar, ekranlardan “duyarlılık” pazarlıyor.
Ama mesele artık sadece sıradan insanlar da değil.
Valisi, kaymakamı, il müdürü, belediye yöneticisi, siyasi parti temsilcisi, kadın kolları, gençlik kolları, bürokratı, danışmanı, çaycısı, resmi muhabiri… Kısacası devletin imkânını kullanan kim varsa, dijital kimlik yarışına girmiş durumda.
Bir vatandaşın derdi dinleniyor; hemen fotoğraf.
Bir sokak temizleniyor; hemen video.
Bir çorba dağıtılıyor; hemen paylaşım.
Bir yaşlı ziyaret ediliyor; hemen kamera.
Bir çayhaneye uğranıyor; hemen poz.
Sanki hizmet etmek yetmiyor. Mutlaka servis edilmesi gerekiyor. Çünkü artık yapılan işin değeri, faydasıyla değil; aldığı beğeniyle ölçülüyor.
Devletin maaşıyla görev yapan insanlar, görevlerini yerine getirmeyi “kişisel reklam kampanyasına” çevirmiş durumda. Oysa o makamlar şov yeri değil, sorumluluk makamıdır. Kamu görevi; kamera karşısında kahramanlık oynamak değil, millet adına emaneti taşımaktır.
Daha acı olanı ise şu:
“Sağ elin verdiğini sol el görmesin” diyen bir medeniyetin çocuklarıydık biz.
İyiliği gizli yapmayı erdem sayan bir inancın mensuplarıydık.
Şimdi ise yardım ederken kadraj ayarlanıyor.
Mazlumun yüzü değil, paylaşımın filtresi düşünülüyor.
Samimiyetin yerini reklam, hizmetin yerini görünürlük aldı.
Kimse kusura bakmasın…
Bir insan yaptığı her işi paylaşma ihtiyacı hissediyorsa, orada hizmetten çok ego vardır.
Bir bürokrat her adımını kameraya çektiriyorsa, orada görev bilincinden çok imaj kaygısı vardır.
Bir siyasetçi sürekli poz veriyorsa, millete değil algoritmaya çalışıyordur.
Ve toplum olarak en büyük tehlike de budur:
Gerçek insanların değil, dijital karakterlerin çoğalması…
Bugün herkes görünmek istiyor; ama çok az insan gerçekten faydalı olmak istiyor.
Çünkü çağımızın yeni putu “beğenilmek” oldu.
Vicdan geri çekildi, kamera öne geçti.
Samimiyet sustu, reklam konuşmaya başladı.
