Toplum olarak sıkça duyduğumuz bir serzeniş var:
“Neden her zaman iyiler bedel ödüyor?” Bugün bu sorunun cevabını Erzurum’da görev yapan, camilere, hafızlara, din hizmetine ömrünü adamış bir hocamızın yaşadıkları üzerinden görmek mümkün.
Hasan Hoca, yıllardır Erzurum’da yüzlerce hafız yetiştirmiş, onlarca hocanın ilim yoluna ışık tutmuş, binlerce gencimizin hayatına dokunmuş, vaazlarıyla gönüllere hitap etmiş, cemaatin gönlünde yer etmiş bir isim.
Cuma hutbelerinde farklı ilçelerden, mahallelerden gelen insanların sırf onu dinlemek için camilere koştuğu bir dava insanı.
Peki, böylesine gönül kazanmış bir hocaya reva görülen muamele ne? Önce, bir vaazı sebep gösterilerek Gümüşhane’ye sürgün ediliyor.
Açtığı davayı kazanıyor, mahkeme kararıyla görevine iade ediliyor. Adalet, tam yerini bulmuşken bu kez daha da garip bir olay yaşanıyor.
Bir camide, daha önce hırsızlık yapıp cami parasını çalan, bu yüzden ihraç edilen bir müezzine karşı;
“Cami parasını çalamazsın, hırsızlık yapamazsın, arsızlık yapma!” dediği için hakkında yeni bir soruşturma açılıyor ve yeniden sürgün ediliyor.
Şimdi halk soruyor: Hırsızı sokakta savunan bir zihniyet, neden kendi halis niyetli, dava ehli hocalarını sürgün eder?
Diyanet’in, imam hatiplerin, yıllarca dini hizmetin yükünü sırtlanmış hocaların arkasında durması gerekirken; aksine, onları yıpratacak, onları halkın gözünde küçük düşürecek kararların alınması hangi akla, hangi vicdana sığar?
Bugün Erzurum’da yüzlerce insan, Hasan Hoca’ya yapılanları anlamaya çalışıyor, kabullenemiyor. Halkın vicdanı yaralı, kamuoyu tedirgin. Müftülüğe soruyorlar: “Siz ne işe yararsınız?”
Eğer bu gidişata dur denmezse, camilerde samimiyetin sesi kısılır, cemaatin güveni sarsılır, din hizmeti yara alır. Adaletin, gerçekten hak edenin yanında olduğu günleri görmek umuduyla…
