Şimdi iyi dinleyiniz müdüre hanım…
Bu memleketin binbir zahmet ve güçlükle mesleğini sürdüren, kamuoyuna karşı sorumluluğundan başka gayesi olmayan, asil ve necip Müslüman Türk milletinden başka otorite tanımayan gazetecilerini sağa sola ya da üst makamlara şikâyet etmen, gıyabında dedikodu yapıp dert yanman sizi haklı kılmaz. Öyle ki, ortamlarda haklı çıkmak adına anlattıklarınızdan, sizi dinleyenler bile rahatsızlık duyuyor.
Unutulan bir hakikati hatırlatmak gerekir: Basının amiri, Büyük Türk Milletidir. Gazetecileri Başka üst makamlara yaptığınız şikâyetler sadece sizi bağlar; haklılık payı kazandırmaz. Oysa temsil ettiğiniz kurumun belli bir biriminde çalışanlar bile önce sizi ardından sizin temsil yetkinizi ve makamınızı hiçe sayarak üst düzey görüşmeler gerçekleştirdiğinde keşke personelinizi şikayet ederek . Adaletli bir idareci olsaydınız ve gerekeni yapsaydınız.
Bir zamanlar beni de sağa sola şikâyet ettiğinizi hatırlatmak isterim. O günlerde şikâyet ettiğiniz kişileri de bir başka zaman başkalarına şikâyet ederdiniz. Sonuçta elinize geçen tek şey kocaman bir hiç oldu. Neden mi? Çünkü haklı değildiniz, idarecilik vasfınız yoktu, en önemlisi adil değildiniz.
Sayın müdüre hanım, derdiniz ya Fuat Bey “Gözümün içine baka baka yalan mı söylüyor personelim?” diye dert yanıyordunuz. Ardından yüzleşme çağrısı yapıyor, fakat lafının altında kalıp eyleme geçmeye dahi korkuyordunuz. Bir gazeteci kardeşimi üst makamlara şikâyet edeceğinize, şikâyetçi olduğunuz konuları ilgili mercilere iletip çözüm aramış olsaydınız, bugün çok daha saygın bir konumda olabilirdiniz.
Ne yazık ki, şikâyet ettiğin gazeteciler arasında sizi seven, sizi dikkate alanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Bu acı tabloyu düzeltmek yerine, beytülmâlden maaş alıp bu milletin evlatlarına korku pompalamak ve parmak sallamakla meşgulsünüz. Mesai saatlerinde “Hangi gazeteci Atatürk’ü seviyor, hangisi sevmiyor,niye şu yazıları yazıyor ?” diye gıybet etmek yerine, devletimin sana verdiği görev tanımına uygun şekilde çalışsaydınız, bugün alkışlanırdınız.
Size bağlı haber müdürünün habercisinden ve haberden haberi yokken, mesai saatini hiçe sayan personelinden bihaber olan bir yöneticinin, kurumunun bazı biriminde dönen yalan, riyakârlık,hakaret ve iftira olaylarına sessiz kalmanız kabul edilemez. Bu konularla ilgilenip adaletli bir duruş sergileseydiniz, herkes sizi takdir ederdi.
Bugün o kurumun hâlâ işlevini sürdürebilmesini, orada görev yapan inançlı, mesleğine aşkla bağlı, işini hak kulvarında icra eden O güzel insanlara borçlusunuz. Onların emeği, kurumun onurunu ayakta tutuyor
Ancak tablo ortada: Eleştiriye tahammülsüz bir yönetim anlayışı sergiliyor. Gazetecilerle diyalog kurmak yerine şikayetlerle baskı kuruyorsunuz. Acaba gazeteci“Haberi yapmadan önce sizden icazetmi almalı, bunumu yapmaya çalışıyorsunuz ?” eleştirilere kulak verip bertaraf etmek yerine, şikâyet yoluyla bastırma çabanız çok dikkat çekici ve Komik.
Basın mensuplarını, özgür iradesi olan gazeteciler olarak değil, denetlenmesi gereken personel gibi görüyor olmanız basın camiasında alay konusu. Eleştirel yazıları kurumsal uyarı olarak değil, kişisel mesele olarak algılanıyorsunuz. Yorum yapanlara karşı bile tahammülsüz bir tutum sergilendiğiniz konuşuluyor. Yazılan habere destek veren ya da yorum yapan isimlere karşı “yayına çıkarılmama” tehdidi gündeme geliyor.
Sayın Müdüre Hanım , Kamu yayıncılığı imkânının, eleştirel sesler üzerinde baskı unsuru gibi kullanıldığı yönünde ciddi rahatsızlıklar var. Gazetecilere cevap vermek yerine çevresini daraltmaya çalışan bir anlayışınız dikkat çekiyor. Basınla sağlıklı ilişki kurmak yerine korku ve çekinme iklimi oluşturuluyor. Meslek hafızasına, vefaya ve gazetecilik onuruna gereken saygıyı göstermeyi lütfen ögrenin.
Sonuçta ortaya, eleştiriye kapalı, gazeteciye üstten bakan ve kurumsal gücü baskı aracı gibi kullanan sorunlu bir tablo ortaya çıkıyor. Oysa basın, milletin sesidir; susturulamaz, hizaya sokulamaz.
Bu yazı kaleme alınırken, “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” düsturuna inanarak hareket ediyorum. Bir meslektaşıma yapılan yanlışı kabullenmemek, susmamak, hakikatin yanında durmak benim görevimdir.
Lütfen artık biraz da görevinize odaklanın. Çünkü basının amiri millettir; Siz değilsin.
